Tanım
Dünyada hereşeye sahip olabilirsin ama dostun yoksa inan bana hiç bir şeyin yoktur demektir...
Bağlantılarım
*
*
*
*
Kategoriler
|
Dayım.......
Bilmiyorum nasıl anlatsam, gerçi niye buraya yazdığımı bile bilmiyorum ama sanırım yazmama gerek, ya da yazmalımıyım? Evet yazmamlıyım...
Sanırım 1 ay öncedi internet cafemize bir bayan geldi annesiyle birlikte, hani il görüşte çarpılır derler ya, dayımda ilk gördüğü an ısınmıştı kıza, hatta ücret bile almamıştı...Dayım çok farklı bir insandır, cana yakın, aşırı duygusal, dost canlısı, anlayışlı...belki abartı gibi olacak ama gerçekten böyle biri...Kıza o kadar iyi davrandı ki aradan 2 gün geçtikten sonra tekrar geldi o kız, dayım artık dayanamadı msne adresini gizlice aldı, bir akşam üzeri saat 21:00 gibi kızın msne adresi açıktı vel asıl anlayacağınız baya bir muhabet sonrası dayım içini döktü, bir bayanın yüzüne karşı asla konuşamayan dayım msne de sanki yılların biriktirmiş olduğu iç dökümünü kıza anllattı, kızın baya bir ilgisini çekti ve arkadaş oldular, dayım ailesiyle bile tanıştı, buralı değildi kız Ankaralıydı tabi bizlerle de tanıştırtı ben, kuzenim Ender ve diğer kuzenim Fatihle buraya kadar herşey çok güzeldi, mutlu bir beraberlikleri vardı. Dayım malüm köy işleri başlayınca köye gitmek zorunda kaldı, hiç istemeden çünkü hayatında ilk defa bir kızla çıkıyordu, daha önce hiç kimseyle çıkmamıştı...Ayrılık dayım için biraz acı oldu ama o kadar büyük bir ayrılık değil di çünkü 1 ay sonra dönecekti köyden, o köyde olduğu sürece bana ve Ender'e teslim etti kızı, ben elimden geldiğince iyi niyetli davranmaya çalıştım, fakat artık bana uğramaz oldu, hemde hiç uğramaz ne gariptir ki artık Ender de (kuzenim) o da uğrazmaz oldu, meğer ikisi aralarında gizili birşeyler yaşıyormuş, duyduğumda inanmak istemedim, benim dayıma bu yapılamazdı, bunları hak etmiyordu, kaç kişi sevdiğini kendinden bile kıskanır ama o kıskanıyordu, gözünden bile sakınıyordu, hadi bunu anladım peki ender sen nasıl yapabildin bunu, hani senin baban gibiydi, hani senin için hayatta ki tek limanın tek sığanağındı, bumu yani senin sevgi anlayışın...Aslında bu konuda yorum yapmak istemezdim, çünkü aynı olayı ben yaşadığım zaman sen bana iyi nasihatlar veriyordun, şimdi bana verdiğin öğütleri kendin uygula olmaz mı ? İnan o kıza değilde sana acıyorum, dayımın ve senin amcanın bundan haberi bile yok, söylemedim söylemem de ama bunu unutma bu durumu bilse dahi senin kılına en ufak zararda bile siper eder gövdesini...Artık karar senin |
Tarih: 19:32, 17/7/2006 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
İŞE ßAK
Çok uzun sure araba kullandıktan sonra küçük bir kasabada ihtiyaç molası vermiştim. Şirin sevecen bir yere benziyordu. Dinlenme tesisinin tuvaletine girdim tüm tuvaletler dolu gibi görünüyordu. Sonunda sonlara doğru bir tuvalet bulup oturmuştum tam keyifle tuvaletimi yapacakken yan tuvaletten selam naber diye bir ses duydum. Tuvalette böyle konuşmaların olmayacağını düşünürken birden bire ağzımdan iyilik senden naber lafı çıkıvermişti bile. Yandaki ses ee neler yapıyorsun dedi. Ben de doğuya doğru gidiyorum dedim biraz şaşkındım bu tuhaf diyalogdan dolayı. Taaki yandaki adamın aşkım ben telefonu kapatıyorum yan tuvaletteki geri zekalı benim sana sorduklarıma cevap veriyor dediğini duyana kadar ...   |
Tarih: 23:48, 24/5/2006 |
Yorum (4) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
YAŞLI RESSAM

Ülkenin batısındaki küçük bir mahallenin bir sokagının neredeyse tamamı ressamlardan oluşmaktaydı. Bu mahallede, üç katlı bodur bir tugla yıgınının tepesinde iki kız arkadaşın stüdyoları bulunmaktaydı. Alt katlarında ise yaşlı bir ressam otururdu.
Günlerden bir gün genç kızın arkadaşları zatürreye yakalandı. Genç kız günden güne eriyordu. Bir gün, arkadaşı resim yaparken o da yatagında pencereden dışarı bakıyor ve sayıyordu...
Geriye dogru sayıyordu;'Oniki' dedi, biraz sonra da 'on bir'; arkasından 'on', sonra 'dokuz'; daha sonra, hemen birbiri ardına 'sekiz' ve 'yedi'. Arkadaşı merakla dışarı baktı. Sayılacak ne vardı acaba?
Görünürde sadece kasvetli, bomboş bir avlu ile altı yedi metre ötedeki tugla evin çıplak duvarı vardı. Budaklı köklerinden çürümüş, yaşlı mı yaşlı bir asma, tugla duvarın yarı boyuna kadar tırmanmıştı.
Dönüp arkadaşına 'Neyin var?' diye sordu. Hasta kız fısıltı halinde 'altı' dedi. 'Artık hızla düşüyorlar. Üç gün önce nerdeyse yüz tane vardı. Saymaktan başım agrıyordu. Ama şimdi kolaylaştı. İşte biri daha gitti. Topu topu beş tane kaldı şimdi.' 'Beş tane ne?' diye sordu arkadaşı. 'Yapraklar, asmanın yaprakları. Sonuncusu da düşünce, bende mutlaka gidecegim. Hissediyorum bunu.'
Arkadaşı ona saçmalamamasını söyleyip içmesi için çorba götürdü. Fakat o; 'İşte bir tane daha gidiyor. Hayır, çorba falan istemiyorum. Bununla geriye dört tane kaldı. Hava kararmadan sonuncusunun da düştügünü görmek istiyorum.. Ondan sonra bende gidecegim.' diyerek cevap verdi.
Genç kız uykuya daldıgında arkadaşı da alt kattaki yaşlı ressama ziyarete gitti. Bu sırada yaprak olayını da anlattı yaşlı ressama. Yukarı çıktıgında arkadaşı uyuyordu. Ertesi sabah hasta kız hemen arkadaşına perdeyi açmasını söyledi. Ama hayret! Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen upuzun gece boyunca aralıksız yagan yagmur ve şiddetli esen rüzgardan sonra, bir asma yapragı hala yerinde duruyordu.
Sapına yakın tarafları hala koyu yeşil kalmakla birlikte, testere agzı gibi tırtıllı kenarlarına ölümün ve çürümenin sarı rengi gelmiş olan yaprak, yerden altı yedi metre yükseklikteki bir dala yigitçe asılmış duruyordu.
'Bu sonuncusu' dedi hasta kız. 'Geceleyim mutlaka düşer diye düşünmüştüm. Rüzgarı duydum. Bu gün düşecektir, o düştügü an ben de ölecegim.' Agır agır geçen gün sona erdiginde onlar, alacakaranlıkta bile, asma yapragının duvarın önünde sapına tutunmakta oldugunu görebiliyordu.
Derken şiddetli yagmur tekrar başladı. Hava yeteri kadar aydınlanır aydınlanmaz, genç kıza hemen perdenin açılmasını istedi. ASma yapragı hala yerindeydi. Genç kız, yattıgı yerden uzun uzun yapragı seyretti. Sonra arkadaşına seslendi; 'Münasebetsizlik ettim. Benim ne kötü bir insan oldugumu göstermek istercesine, bir kuvvet o son yapragı orada tuttu.
Ölümü istemek günahtır. Şimdi bana biraz çorba verebilirsin' dedi. Akşam üstü gelen doktor ayrılırken; şimdi bir alt kattaki hastaya bakmam gerekiyor. Yaşlı bir ressammış sanırım. O da zatürree.
Yaşlı adam çok agır bir durumda, kurtulma umudu yok ama daha rahat eder diye bugün hastaneye kaldırılıyor' dedi.
Ertesi gün doktor;'Tehlikeyi atlattınız, siz kazandınız' dedi.
O gün ögleden sonra arkadaşı, iyice iyileşmiş oaln arkadaşına alt kattaki yaşlı adamı anlattı. Yaşlı adam iki gün hastanede yattıktan sonra ölmüş.
Hastalandıgı günün sabahı kapıcı onu, odasında sancıdan kıvranırken bulmuş. Papuçları, elbisesi baştan aşagı sırılsıklam, her yanı buz gibi bir haldeymiş. Öyle korkunç bir gecede nereye çıktıgına akıl sır erdirememişti kimse. Sonra, hala yanık duran gemici feneri, yerinden sürüklene sürüklene çıkarılmış bir portatif merdiven, bir de üstünde birbirine karışmış sarı, yeşil boyalarla bir palet ve saga sola saçılmış bir kaç fırça bulmuşlar. O zaman o son yapragın sırrı da çözüldü. Rüzgar estigi zaman bile yerinden oynamayan yaprak, yaşlı ressamın şahaseriydi. Yaşlı ressam, son yapragın düştügü gece oraya bir yaprak resmi yapıp yapıştırmıştı... |
Tarih: 13:45, 24/5/2006 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
ßoşa Geçen Onca Boş Zaman
Çoğunlukla insanlar geçmişe özlem duyar ya da geleceğe, hiç kimse bugüne değin (belki biraz abarttım ama) yaşadığı günün hazını, zevkini belirtmemiştir. Her zaman nedense ya geçmişini irdeleyip hasret çeker, özlem duyar ya da gelecek vasfı üzerine kurulu hayallerininden söz eder...
Aslında hepimiz öyleyiz, sadece geçmiş ve gelecek vardır bizim için
Dün ve yarın; peki nerede bu bügün, neden bügünler yok
hayatımızda, ya da niçin bügünlerimizde umudumuz yok, bazen arkadaşlarla
oturduğumuzda bir yerde hemen başlar ''ahlar vahlar'' kendi kendimize ''ya ne yıllardı, hepsi gelip geçti'' ya da '' ah ah ne zaman bunu yapacaz, ne zaman böyle edecez'' halbu ki o dostlarla bir arada olmamızın sıçaklığını kimse fark etmiyor (mez), bir baksana etrafına bütün dostların yanında
hepside sağlıklı,
hiç olmasa da en azında mutlu
ve en önemlisi senin yanında
ne gereği var Dünlerin ve Yarınların
Yaşasın BÜGÜNLERİM... |
Tarih: 13:13, 24/5/2006 Kategori: garip hayat |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
YOLDAN GÜZEL GEÇMEK
|
YOLDAN GÜZEL GEÇMEK
Bir kral halkı için geniş bir yol yaptırmaya karar verdi.Yapımı tamamlanan yolu halka açmadan önce, bir yarışma düzenlemeye karar verdi.
İsteyenin bu yarışmaya katılabileceğini ilan ettiren kral, yoldan en güzel geçecek kişiyi belirleyecegini söyledi.
Yarışma günü, insanlar akın ettiler.
Bazıları en güzel arabalarını, bazıları en güzel elbiselerini getirmişti: Kadınlardan kimileri saçlarını en güzel biçimde yaptırmıştı, kimi de yanlarında en güzel yiyecekleri getirmişti.
Gençlerden bazıları spor kıyafetler içinde yol boyunca koşmaya hazırlanıyordu.
Nihayet, tüm gün insanlar yoldan geçtiler, fakat yolu kat edip tekrar kralın yanına döndüklerinde hepsi aynı şikayette bulundu:
Yolun bir yerinde büyükçe bir taş ve moloz yığını vardı ve bu moloz yığını yolculuğu zorlastırıyordu.
Günün sonunda yalnız bir yolcu da bitiş çizgisine yorgun argın ulaştı. Üstü başı toz toprak içindeydi, ama krala büyük bir saygıyla yönelerek elindeki altın kesesini uzatti:
"Yolculugum sırasında, yolu tıkayan tas ve moloz yığınını kaldırmak için durmuştum. Bu altın kesesini onun altında buldum. Bu altınlar size ait olmalı."
Kral gülümseyerek cevap verdi:
"O altınlar sana ait delikanlı."
"Hayır, benim değil. Benim hiçbir zaman o kadar çok param olmadı."
"Evet" dedi kral. "Bu altınları sen kazandin, zira yarışmanın galibi sensin. Yoldan en güzel geçen kişi sensin. Çünkü, yoldan en güzel geçen kişi, ardından gelenler için yoldaki engelleri kaldıran kişidir ! " |
Tarih: 17:55, 21/4/2006 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|